• 2004 sayılı Kanuna ait Hükümet Tasarısı Gerekçesi

    «Bir alacaklının haczettirmiş olduğu şey üzerindeki rüçhan hakkı kazanıp kazanmaması meselesi çok münakaşa edilen bahislerdendir. Alman usulü haczedenin diğerlerine karşı rüçhanını tanıdığı halde Fransız sistemi mahcuz mal satılıp da tutarı haczeden namına icra veznesine girinceye kadar diğer alacaklıların da aynı derecede hacze iştirak edebilmelerini kabul etmek suretiyle bu rüçhanı reddeder. Bu iki sistem tamamiyle birbirine zıttır. Her iki sistemin lehinde, aleyhinde fikir yürütebilir. Almanlar haciz koydurmuş olan alacaklıyı borçlusundan rehin almış alacaklı gibi mümtaz tutuyorlar. Çünkü haczeden bu husustaki emeğinden istifade etmekte haklıdır. Diğer alacaklılar da başka mal haczettirsinler. Her alacaklı kendi alacağını hazcettirdiği mal üzerinden mümtazen istifa etmek hakkına da sahip olmalıdır. Bu sistemin makuliyeti yok değildir. Fakat borçlunun başka malı bulunmayan hallerde alacaklıların mahrumiyetini intaç edebilir. Fransızlar bir alacaklının hacizde tekaddüm etmiş bulunmasını, diğer alacaklıların mahrumiyeti için kafi bir sebep olmadığını düşünmüşler ve borçlunun bütün malları bütün borçlarına karşılık teşkil ettiği halde bunları ilk haczettiren alacaklının diğerlerini mahrum edebilmesini kabule lâyık görmemişlerdir. Bu sisteminin mahzuru bazı hallerde satış tutarının alacaklılar arasında, bunlardan hiçbirinin işine yaramayacak kadar parçalamasındadır.

    İsviçreliler ortak bir sistem araştırmışlar ve ilk hacze aynı derecede iştirak için otuz günlük bir müddet kabul etmişlerdir. İsviçre Kanununa göre haciz yoluyla ödeme emirleri yirmi gün içinde yazılıp itiraz müddeti on gün olduğu ve beş - on günün içinde itirazlar mutlak surette tetkik ve halledilip haciz talebine selâhiyet geldiği için ilk haczeden takibe başladığı günden itibaren on gün içinde borçluya ödeme emri tebliğ ettirmiş olan alacaklı hacze iştirak için vakıt bulabilir. Bundan daha geç kalanlar buna yetişemez.

    Eldeki kanunda ödeme müddeti onbeş gün olarak kabul edilmiş olmasına göre hacze iştirak müddetinin 89. maddede 10 güne indirilmiş olması İsviçre sistemine uymayıp âdeta Alman sistemini kabule muadil bulunmuştur. Bu müddetin tezyidi halinde satış talebine selahiyetin de o kadar müddet geciktirilmesi lâzım gelecektir. Nitekim İsviçre Kanununun 116 ncı maddesine göre mahcuz malın satılması hacizden enaz bir ay geçmeden istenemez. Bu hüküm, haczeden alacaklının hakkına vasıl olmasını geciktirir.

    Lâyıhamızda gözetilen memleketemizin tecrübe ile sabit olan ihtiyaçlarıdır. Bizde tatbikat ötedenberi göstermiştir ki, malları haczedilen borçlular çok kere münazaalı alacaklılar çıkarıp bunları hacze iştirak ettirmişlerdir. Bundan dolayıdır ki mülga 28 Nisan 1330 tarihli İcra Kanununun 123 üncü maddesinde ve ona müteferri esbabı mucibe lâyı-hası bunu çok güzel ifade etmiştir. (Bu metin lâyıhada varken lisan sebebiyle buraya alınmıştır). Halâsa olarak; borçluların muvazaalı alacaklar ihdas ederek mal kaçırma veya alacaklının alacağını almasına mani olmak için çare aramalarının önüne geçecek hüküm konmuştur.

    İcra dairelerince bunca senelik tecrübelerin mahsulünü halâsa etmesi itibariyle dikkate lâyık olan bu esbabı mucibe komisyonumuzca nazara alınmamak mümkün değildi. Çünkü herkesin birinci derecede istediği şey kanunun hâl ve ihtiyaçlarımıza intibakını temin etmektir. Eski kanundaki bu kayıtların bir mahzuru vardır ki o da ilâmların ikrar yahut yeminden imtina sebeplerine mi yoksa diğer delillere mi istinat ettiğini icra memurunun araştırması lüzumundaki külfet ve güçlüktür.»


  • Adliye Encümeni Mazbatası Gerekçesi

    «Hacze iştirak meselesi Almanya’da cari olduğu üzere bir mal kimin tarafından haczettirilmişse ona bir imtiyaz ve rüçhan hakkı bahşederek sonradan çıkacak alacaklıların o hacze iştirak etmeleri ve Fransa’da mevcut olan eski usulümüzle bizde senelerce tatbik edilen ve bir aralık bazı tadillerle kayıtlar konan şekle göre ‘haczedilen mal satılıp para paylaştırılıncaya kadar bütün alacaklıların iştiraki’ kaidesi tamamen mahzurdan âri olmadığı cihetle mehazımız İsviçre Kanununda bu iki usulün mutavassıt bir şekli olan ve mer’i kanunda mevcut hükmün tatbikatta ve bilhassa, bazı müddetlerin bizim kanunda değişmiş olmasından bir fayda temin etmediği anlaşılmış ve tadil komisyonunun tesbit ettiği 100. maddede tasrih edilen iştirak şeraiti en salim ve türlü hakların, muhafaza ve hakiki alacaklıları zarardan siyanet edecek mahiyette, görülmekle encümence aynen kabul edilmiştir.

    Maddede 4. fıkra olarak tesbit edilen şartlar iştirak taleplerinin esaslılığı hakkındaki şüpheleri men ve tahdit edecek mahiyettedir.»