TÜRK BORÇLAR KANUNU > - Genel Hükümler > - Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri > - Borcun Üstlenilmesi > - C. Borçlunun değişmesinin sonuçları > Madde 198 - I. Bağlı hak ve borçlar
Davalı tarafından imzalanan "teminat senedi" başlıklı belgenin, oğlunun borcuna karşılık taşınmaz devrini vaat ettiği ve bu belgenin TBK m. 196 anlamında bir borcun üstlenilmesi (dış üstlenme) sözleşmesi niteliğinde olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan somut olayda; taşınmaz devri vaadi resmi şekle tabi olduğu için bu kısım geçersiz olsa bile, asıl amaç borcun üstlenilmesi olduğundan sözleşmenin alacak talebi yönünden geçerliliğini koruduğu ve mahkemece işin esasına girilmesi gerektiği- "Davaya konu sözleşmenin ön sözleşme (TBK m. 29) mahiyetinde olduğu ve dolayısıyla bu sözleşmenin de ileride kurulması planlanan taşınmaz devri sözleşmesinin geçerlilik şartlarını taşıması gerektiği, resmî şekilde yapılmayan sözleşmenin geçerli kabul edilemeyeceği" şeklindeki karşı görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Şirketler arasındaki virman işlemlerinin “Toplantı Tutanağı” başlıklı belgede kararlaştırıldığı şekilde ve davalı şirket çalışanı tarafından gönderilen e-postalarla gerçekleştirildiği, tüm e-pastaların bilgi/cc kısmında, her iki grup firmanın yetkilileri ve yönetim kurulu üyeleri olan, aynı zamanda toplantıda da hazır bulunan kişilerin yer aldığı- Davalı çalışanının şirket mail adresinden yazdığı e-postaların davalı şirket bakımından bağlayıcı olduğu, davacı ile davalı arasında davacı lehine (TBK 196) anlamında bir borcun üstlenilmesi sözleşmesinin kurulduğu- “Borcun naklinde iki tarafın anlaşması gerektiği, burada üçüncü kişinin fiilini taahhütten söz edilebileceği” şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Borcun dış yüklenilmesinin gerçekleşmesi için icap ve kabul iradelerinin birleşmesinin yeterli olup, geçerliliği için herhangi bir şekil şartına gerek olmadığı-
Davacı taraf ile davalı yüklenici arasında herhangi bir akti ilişkinin bulunduğu ileri sürülüp kanıtlanamadığından, satış ve eser sözleşmelerinde uygulanan kanun hükümlerinin davaya uygulama imkanı bulunmadığı ve iddaya göre davalının ihmali nedeni ile istinat duvarının teknik gereklere uygun yapılmamasından dolayı hakkında tazminat istenmekte olup, bu durumda haksız fiil hükümlerinin uygulanması gerektiği- Süresinde yapıldığı kabul edilen zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi karşısında dava tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunun kabulü ile bu gerekçeye dayalı davanın reddi gerekirken süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığından bahisle yazılı şekilde ret kararı verilmesinin doğru olmadığı-