Irak ile Türkiye arasında sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmadığı, davacının iş kazası geçirdiğini iddia ettiği şirketin Irak mevzuatına göre kurulmuş bir şirket olduğu, davacının hizmet cetveli incelendiğinde, davacının davalı şirketten herhangi bir bildirimi olmadığı, davalı şirketin davacıyı geçici olarak yurt dışına götürüldüğüne dair bir kanıt bulunmadığı, taraflar arasında yazılı hizmet sözleşmesi bulunmadığı, davalı işveren tarafından Kurumla arasında yapılmış bir topluluk sigortası bulunmadığı, işveren sıfatının yabancı firmaya ait olması karşısında, mülkilik prensibi gereği davacının Türkiye'de sigortalı kabul edilemeyeceği ve geçirdiği kazanın iş kazası olarak nitelendirilemeyeceği- Davacı her ne kadar kazayla neticelenen olayın bir iş kazası olduğu iddiasıyla bu davayı açmış ise de; olayın iş kazası olmadığının anlaşılması karşısında yargılamaya konu olayın gerek İş Kanunu ve 5510 sayılı Kanun kapsamında iş mahkemelerince görülerek sonuçlandırılabilecek nitelikte bir dava olmadığı- Dava konusu eylemin bir haksız fiil olduğu, bu yönüyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan TBK m. 49 vd. çerçevesinde genel hükümlere tabi bir tazminat davası olarak görülerek çözüme kavuşturulması görevinin genel mahkemelere ait olduğu, İş Mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi gerektiği- "Davacının davalı işveren tarafından herhangi bir kayıt olmaksızın, Türkiye İş Kurumu aracı edilmeksizin Kuzey Irak’ta üstlenilen iş için davalı işveren tarafından götürüldüğü, burada iken iş kazası geçiren davacının tedavi için iş kazasını takiben Türkiye’ye işveren tarafından getirildiği ve iş kazası tespitinin kurum yanında işverene karşı da açılmadığı gözetildiğinde, hukuki yararın bulunduğu ve mahkemece iş kazası tespitine karar verilmesinin isabetli olduğu" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-
Mahkemece, bozma kararına açıkça uyulması veya kabul biçimine göre eleştiri mahiyetindeki belirlemelere karşı direnme adı altında verilen kararlar gerçek anlamda direnme niteliğinde olmayıp açık biçimde yeni hüküm teşkil etmekle bu kararların temyizen inceleme görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye ait olduğu-
Hukuk seçiminin iş sözleşmelerinin özel niteliği ile işçinin işverene hukuki ve kişisel olarak bağımlılığı gereği zayıf taraf olan işçiyi korumak amacıyla ancak işçi lehine olmak kaydıyla sınırlı olarak tanındığı, taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinde seçilen hukuka ilişkin hükümlerin genel işlem koşulu niteliğinde olup matbu hazırlandığı, sözleşme hazırlanırken sözleşmenin yapılması sırasında karşı taraf olan işçiye uyuşmazlığa seçilen hukukun uygulanacağı hakkında açıkça bilgi verilmediği, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlanmadığı ve işçinin bu koşulları açıkça kabul ettiğinin belirtilmediği, bu nedenle taraflar için bağlayıcılığı olmayacağından sözleşme hükümlerinin yazılmamış sayılması gerektiği- Yabancı hukukun uygulanmasına yönelik sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğu, Türk Hukukunun istikrarlı bir şekilde uzun süreden beri uygulanmasına rağmen sonradan görüş değişikliğine gidilmesinin hukuk güvenliği ile sürpriz karar verme yasağı ilkelerine aykırı olduğu, ayrıca taraflar arasında eylemli olarak iş ilişkisinde Türk Hukukunun uygulandığı, davacısı Türk ve işvereni de Türk Hukuk Mevzuatına tâbi olan uyuşmazlıkta Türk İş Hukukunun doğrudan uygulanan kurallar olması sebebiyle Türk Hukukunun uygulanmasının isabetli olduğu-
Hukuk seçimi anlaşması bulunan birinci çalışma döneminde Rusya Hukukunun, hukuk seçimi anlaşması bulunmayan ikinci çalışma döneminde ise mutad işyeri hukuku olan Beyaz Rusya Hukukunun uygulanması gerektiği-
Yabancılık unsuru taşıyan iş uyuşmazlıklarında zamanaşımı müessesinin hukuki ilişkinin esasına uygulanacak olan hukuka tâbi olduğu- Kazakistan İş Kanunu'nun bireysel iş uyuşmazlığının çözümü için mahkemeye başvurma sürelerinin düzenlendiği 160. maddesindeki sürelerin "hak düşürücü süre" değil, "zamanaşımı süresi" niteliğinde olduğu-
Rus hukukundaki dava açma sürelerinin hak düşürücü süre değil zamanaşımı niteliğinde olduğu ve 2016 değişikliğiyle ücret alacakları için bu sürenin bir yıla çıkarıldığı gözetilerek davanın süresinde olduğu kabul edilmeliyken reddedilmesi; ticaret sicil kayıtlarına göre kurucu ortak olduğu anlaşılan davalı şirket ile asıl işveren arasında organik bağ bulunduğu halde pasif husumet yokluğu kararı verilmesi ve içtihat değişikliği nedeniyle esastan reddedilen kısımlar için davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemesi yerinde ise de husumetten reddedilen davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğu-
lk Derece Mahkemesince Özel Daire bozma kararı doğrultusunda alınan bilirkişi raporuna dayanılarak verilen ve direnme” olarak adlandırılan kararın, usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, bozma konusu ile ilgili bozma kararı sonrası toplanan yeni delile dayalı olarak oluşturulan yeni hüküm niteliğinde olduğu-
Arabuluculuk konusu uyuşmazlıkların "işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan alacaklar" olarak belirtildiği ancak dava konusu alacaklar bakımından anlaşma sağlandığı veya sağlanamadığının açıkça belirtilmemiş olduğundan dava şartı olan arabuluculuk faaliyetinin yerine getirilmediği-
Davalı işverenin yurt dışı projelerinde çalıştırılmak üzere istihdam edilen davacı işçinin, tüm çalışma döneminde de Rusya'da bulunan davalıya ait işyerinde çalıştığı, işçinin görme edimi fiilen söz konusu ülkede yerine getirilmiş olup ilgili dönemlerde mutad işyerinin de işçinin işini fiilen yaptığı Rusya olduğu- Hukuk seçimi anlaşması bulunmayan tüm çalışma döneminde mutad işyeri hukuku olan Rusya hukukunun uyuşmazlıkta uygulanması gerektiği-
  • 1
  • 2
  • 3
  • kayıt gösteriliyor